bolu satılık daire ve mahşer bilgileri563

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri563 szilere en güzel bilgileri sunan bolu satılık daire diyorki “Niyetin savaşmak değilse Indian Springs’teki jetler ve oluyor?”
“Savunma tedbirleri,” dedi Flagg hemen. “Kaliforniya’daki ^ Gölü’nde ve Edwards Hava Üssü’nde de aynı şeyleri yapıyoruz. ton’daki Yakima Ridge’teki atom reaktöründe bir başka grup var. kiler de aynı şeyi yapacaktır... henüz başlamadılarsa yani.”
Dayna başını çok yavaş bir şekilde iki yana salladı. “ÖzgürBöl® ayrıldığım sırada elektriği geri getirmeye çalışıyorlardı.”
“Oraya iki üç teknisyen göndermekten mutlu olurdum aına|j Kitchner’in yardıma ihtiyacı olmadığını biliyorum. Dün küçük bir|jj yaşadılar ama hemen icabına baktı. Araphoe’da aşırı yüklenme olnnş| “Bütün bunları nereden biliyorsun?”
“Ah, kendime göre yöntemlerim var,” dedi Flagg samimi biri|4j “Bu arada yaşlı kadın geri döndü. Tatlı ihtiyar.”
“Abagail Ana mı?”
“Evet.” Bakışları uzak ve kasvetliydi; hatta belki üzgün. “Ölâj yazık. Onunla tanışabilmeyi umuyordum.”
“Öldü mü? Abagail Ana öldü mü?”
Bakışlarındaki kasvet yok oldu ve gülümsedi. “Buna gerçeta( dar şaşırdın mı?”
“Hayır. Geri dönmüş olmasına şaşırdım. Senin bunu biliyor o! ise beni daha da çok şaşırttı.”
“Ölmek için döndü.”
“Bir şey söyledi mi?”
Flagg’in kontrollü maskesi bir anlığına düştü ve yüzünde ö karışık bir hayal kırıklığı belirdi.
“Hayır,” dedi. “Sanmıştım ki... konuşur sanmıştım. Amato çıkamadan öldü.”
“Emin misin?”
Topraktaki sisi eriten yaz güneşi gibi parlak gülümseyişi geri döndü. ..30Ş ver onu Dayna. Daha güzel şeylerden konuşalım. Mesela Bölge’ye dönüşünden bahsedelim. Orada olmayı buraya tercih edeceğinden emi-^iın. Sana yanında götüreceğin bir şey vereceğim.” Gömleğinin içine uzandı, güderi bir çanta çıkardı. Çantanın içinde üç servis istasyonunun haritası vardı. Haritaları, şaşkınlığı artarak bakan Dayna’ya verdi. Haritalar, yedi batı eyaletini gösteriyordu. Bazı bölgeler kırmızıyla işaretlenmişti. Her haritanın alt kısmındaki elyazısıyla yazılmış açıklamaya göre bu bölgeler, nüfusun yoğunlaşmaya başladığı alanlardı.
“Bunları götürmemi mi istiyorsun?”
“Evet. Sizinkilerin nerede olduğunu biliyorum. Sizin de benimkilerin nerelerde olduğunu bilmenizi istiyorum. Bir iyi niyet ve dostluk nişanı olarak kabul edin. Geri döndüğünde onlara şöyle demeni istiyorum, Flagg’in veya yanındakilerin onlara zarar vermek gibi bir amacı yok. Daha fazla casus göndermemelerini söyle. Eğer buraya birilerini göndermek istiyorlarsa diplomatik görevle olsun... veya öğrenci değişimi yapalım... veya başka herhangi bir şey. Ama gizli saklı işler olmasın, doğruca gelsinler. Bunları onlara iletebilir misin?”
Dayna’nın başı dönüyor, kendini sersemlemiş gibi hissediyordu. “Elbette. İletirim. Ama...”
“Hepsi bu.” Boş ellerini tekrar kaldırdı. Dayna bir şey görüp sarsılarak hafifçe öne eğildi.
“Neye bakıyorsun?” Sesi keskindi.
“Hiçbir şeye.”
Ama görmüştü. Ve Flagg’in dikkatli ifadesinden gördüğünü bildiği anlaşılıyordu. Flagg’in avuç içlerinde çizgiler yoktu. Bir bebeğin karnı gibi pürüzsüz ve düzdü. Ne hayat çizgisi, ne aşk çizgisi, ne halkalar, ne eğriler. Sadece... boşluk.
Çok uzun gibi gelen bir süre boyunca birbirlerine baktılar.
Sonra Flagg ayağa kalktı ve masaya doğru yürüdü. Dayna da kalktı. Flagg’in onu bırakabileceğine gerçekten inanmaya başlamıştı. Flagg masanın kenarına oturdu ve dahili telefonu önüne çekti.
“Lloyd’a motosikletinin bakımını yaptırmasını söyleyeceğim,” dedi. Deposunu da doldurtsun. Artık petrol fiyatlarını veya benzin masraflarını
düşünmeye gerek yok, değil mi? Nasılsa bol miktarda var. manlar kurşunsuz iyi kalite benzin yüzünden az kalsın bütuınjjj leer patlamalarla yok olacaktı. O günleri muhtemelen sen de ı, sundur.” Başını iki yana salladı. “İnsanlar çok, çok aptaldı.” fonun düğmesine bastı. “Lloyd?”
“Evet buradayım.”
“Dayna’nın motosikletinin bakımını yaptırıp deposunu doj misin? Sonra da otelin önüne bıraktır lütfen. Dayna aramızdanj “Tamam.”
Flagg dahili telefonu kapadı. “Eh, hepsi bu kadar tatlım.” “Yani... serbest miyim?”
“Evet hanımefendi. Tanıştığımıza memnun oldum.” El doğru kaldırdı. Avucu aşağı bakıyordu.
Dayna kapıya yöneldi. Tam tokmağa uzanmıştı ki Flag “Bir şey daha var. Çok... küçük bir şey.”
Dayna dönüp ona baktı. Flagg sırıtarak ona bakıyordu ı dostça bir ifade vardı ama Dayna’ya bir an için dili beyaz, sıvı arasından sarkan, kolunu tek hamlede koparabilecek, simsiyi bir köpeği hatırlattı.
“Nedir?”
“Burada sizden bir kişi daha var,” dedi Flagg. Gülümserat “Sence kim olabilir?”
“Nereden bileyim?” dedi Dayna ve aynı anda aklında bir lirdi: Tom Cu/lenJ... Gördüğüm gerçekten o olabilir mi?
“Hadi ama tatlım. Her şeyi konuşup hallettiğimizi sanı;
“Gerçekten,” dedi Dayna. “Doğruyu söylüyorum. Bei derdi... Yargıcı da onlar göndermiş... kim bilir başka kaç kiş 1er? Çok dikkatli davranmışlar. Diğerlerini ele vermemem kimi gönderdiklerini hiçbirimize söylemediler sanırım. Baı gelirse yani.”
“Mesela biri tırnaklarınızı tek tek sökmeye kalkarsa?’ “Evet, onun gibi. Bana konuyu Sue Stern açmıştı. Samı
Mahşer
“Eh, tamam, tahminimce yargıçla da o hurda demir bakır plastik fiyatları konuştu. Ama başka kimi göndermiş olabileceklerine gelince...” Başım iki yana salladı. “Herhangi biri olabilir. Ya da birden fazla kişi. Belki de yedi kurul üyesi de birer Icişiyi casus olarak görevlendirdi.”
“Bu dediğin mümkün olabilirdi ama öyle olmadı. Sadece bir kişi var idesen de kim olduğunu biliyorsun.” Gülümsemesi daha da genişledi ama ırtık Dayna’yı korkutmaya başlamıştı. Doğal bir gülümseme değildi. Ona ölü balıkları, kirli suları, ayın yüzeyinin teleskoptan bakıldığındaki görüntüsünü hatırlatmaya başlamıştı. Kendisini sanki mesanesi sıcak bir sıvıyla doluymuş gibi hissetmesine yol açıyordu.
“Biliyorsun,'’ diye tekrarladı Flagg.
“Hayır, ben...”
Flagg dahili telefona tekrar eğildi. “Lloyd gitti mi?”
“Hayır, buradayım.”
“Dayna’nın motosikletinin bakımını biraz beklet,” dedi Flagg. “Halletmemiz gereken bir...” Gözleri parlayarak Dayna’ya baktı, “...mesele var.”
“Tamam.”
Dahili telefon kapandı. Flagg ellerini kavuşturdu ve gülümseyerek ona baktı. Uzun bir süre boyunca gözlerini üstünden ayırmadı. Dayna terlemeye başladı. Flagg’in gözleri giderek daha da büyüyordu, rengi de koyulaşıyor gibiydi. Çok eski, çok derin iki kuyuya bakıyordu sanki. Dayna bu kez gözlerini kaçırmayı başaramadı.
“Söyle,” dedi Flagg yumuşacık bir sesle. “Söyle de bir tatsızlık yaşamayalım tatlım.”
Dayna çok uzaklardan gelen kendi sesini duydu. “Bütün hepsi bir se-laryoydu, değil mi? Tek perdelik küçük bir oyun.”
“Ne kastettiğini anlamadım hayatım.”
“Çok iyi anladın. Hatan, Lloyd’un fazla çabuk cevap vermesiydi. Bu-adasen daha leb demeden insanlar bir çuval leblebiyi önüne getiriyor. Az ınceki talimatından sonra Lloyd’un çoktan motosikletimi götürmüş olması gerekirdi. Ama olduğu yerde kalmasını söyledin, çünkü beni gönder-ıneye niyetin yoktu.”
“Tatlım, paranoyaklık ediyorsun. Galiba o adamlarla yolculuk eder-
yaşadıklarının etkisi. Gezici hayvanat bahçesinden bahsediyorum.
Çok korkunç olmalı. Şimdi de korkunç şeyler yaşanabilir, Öyi^ istemeyiz, değil mi?” %
Dayna’nm gücü bedenini terk ediyor, bacaklarından aşa|, diyor gibiydi. İradesinin kalan son damlasıyla uyuşuk..bolu satılık daire sundu....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder