bolu satılık daire ve mahşer bilgileri342

 bolu satılık daire


bolu satılık daire ve mahşer bilgileri342 bugün izlere icin en güzel bilgileri  yazan bolu satılık dairedediki acı patlaması oldu ve görüşü bulanıklaştı. Başı geri savruldu y çarptı. Bakışları onunkilerden ayrılınca irade gücünü ve direne^ kazandığını hissetti. '“Ah, gerçekten iyiymişsin,” dedi boğuk bir sesle.“Kim olduğunu biliyorsun,” dedi Flagg. Masadan kalkıp yürüdü. “Biliyorsun ve bana söyleyeceksin. Kendine yumruk atniatUji* yaramaz tatlım.”“Sen nasıl bilmiyorsun?” diye bağırdı Dayna. “Yargıcı bildin^^ bildin! Peki neden onu...”Elleri korkunç bir güçle omuzlarını kavradı. Çok soğuklardı |j mer gibi soğuk. “Kimi?”“Bilmiyorum.”Dayna’yı bir bez bebekmiş gibi sarstı. Dudakları hâlâ gülümsi| ama suratında korkunç bir ifade vardı. Elleri soğuktu ama yiiziinda sıcaklığı yayılıyordu. “Biliyorsun. Söyle. Kim?”
“Sen niye bilmiyorsun?”“Çünkü göremiyorum!” diye kükredi ve Dayna’yı odanın(%ı na savurdu. Dayna kemiksiz bir et yığını gibi yere yığıldı ve adaı zünün loş odada üzerine eğildiğini görünce mesanesi boşalıverdi ! rar, bacaklarına doğru aktı. Flagg’in yüzündeki iyi niyetli, yaıdıı ifade yok olmuştu. Randall Flagg artık yoktu. Artık odada Ki Adam’la, Uzun Adam’la, esas adamla birlikteydi; Tanrı yardımcısı “Söyleyeceksin,” dedi. “Bilmek istediğim her şeyi söyleyecd Dayna, ona baktıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. 1 mındaki bıçağın ağırlığını hissedebiliyordu.
“Pekâlâ, söyleyeceğim,” dedi. “Yaklaş.”
Kara Adam sırıtarak ona doğru bir adım attı.
“Hayır, daha yakına. Kulağına söylemek istiyorum.” Daha da yaklaştı. Dayna yakıcı sıcaklığı, ( debilivordıı. Knlnklnn rınlıvnrdn Burnuna rutubet ve <
Mahşer
ggliyordu. Delilik, karanlık bir kilerdeki çürümüş sebzelerin kokusu gibi
f^issediliyordu.
“Biraz daha yaklaş,” diye fısıldadı.
Kara Adam bir adım daha attı ve Dayna sağ bileğini hızla çevirdi. Yayın sesini duydu. Ağırlık, eline geliverdi.
“A/ bakalım!’' diye haykırarak karnını deşmek, onu bağırsakları dışarı sarkar halde bırakmak niyetiyle kolunu hızla kaldırdı. Ama Kara Adam ellerini kalçalarına koyup başını geri atarak kahkahalarla gülmeye başladı.
“Hiç güleceğim yoktu!” dedi ve yeni bir kahkaha krizine girdi.
Dayna aptalca eline baktı. Mavi Chiquita etiketli, kocaman bir muz tutuyordu. Dehşetle muzu bırakıverdi. Halının üstüne düşen muzun şekli, Flagg’in sırıtışını taklit ediyor gibiydi.
“Söyleyeceksin,” diye fısıldadı Flagg. “Kuş gibi öteceksin.”
Dayna bunun kaçınılmaz olduğunu biliyordu.
Hızla döndü. O kadar çabuk hareket etmişti ki Kara Adam bile bir an için şaşırdı. Kara ellerinden biri uzandı ama sadece bluzunun arkasını yakalayabildi. Elinde işe yaramaz bir kumaş parçası kaldı.
Dayna cam duvara doğru atıldı.
“Hayır!” diye haykırdı Flagg. Dayna arkasından kara bir rüzgâr gibi atıldığını hissedebiliyordu.
Başını eğip bacaklarının tüm gücüyle koştu ve cama tosladı. Bir çıtırtı oldu ve inanılmayacak kadar kalın cam parçalarının aşağıdaki personel otoparkına düştüğünü gördü. Çarptığı noktadan bütün cama cıva damarları gibi çatlaklar yayıldı. Aldığı ivmeyle bedeni yarıya kadar camdan dışarı çıktı ve orada kanlar içinde sıkışıp kaldı.
Ellerini omuzlarında hissetti ve istediğini elde etmesinin ne kadar süreceğini merak etti. Bir saat? İki? Ölümünün yakın olduğunu hissediyordu ama bu yeterli değildi.
Gördüğüm Tom’du ama onu hissedemiyorsun ya da yaptığın her neyse onu başaramıyorsun, çünkü o farklı, o...
Flagg, onu içeri çekiyordu.
Dayna başını hızla savurarak kendini öldürdü. Jilet keskinliğindeki cam parçası boğazına saplanıverdi. Bir başkası, sağ gözüne girdi. Vücudu l’ir anlığına katılaştı ve elleri cama çarptı. Sonra gevşedi. Kara Adam'ın "fisegeri çektiği, sadece kanlı bir et yığınıydı.
1021
Flagg öfkeyle uluyarak cesedi tekmeledi. Olü DeflenüTfe^^.^ gevşekliği, hiddetini daha da artırdı. İçinde bir yerlerde bir ivme hayata gelmiş, bir elektrik alanı yaratıp onu bir pile çevir^ saçlarından kıvılcımlar saçılmaya başladı. Gözleri kapkara alev^ lıyordu. Uluyarak tekmeledi, tekmeledi.
Dışarıda beklemekte olan Lloyd ve diğerlerinin benzi soldu lerine baktılar. Sonunda artık dayanamayacak duruma geldiler vejj Ken ve Whitney hiçbir şey duymuyormuş ve duymamaya devam kararlıymış gibi ciddi ifadelerle oradan uzaklaştı.
Geride sadece Lloyd kaldı. İstediği için değil, ondan kalmaj, lendiği için. Ve Flagg nihayet onu çağırdı.
Büyük masanın gerisinde, bağdaş kurmuş oturuyordu. Elleri.^ rinin üstündeydi. Lloyd’un başının üstünden boşluğa bakıyordu. Ej hisseden Lloyd başını çevirip bakınca cam duvarın ortasında biri» olduğunu gördü. Etrafındaki sivri parçalar, kandan yapış yapış olmij Yerde, insanı andıran bir şekil, perdeye sarılmış halde yatıyoni “Kurtul şundan,” dedi Flagg.
“Tamam.” Sesi boğuk bir fısıltıya dönüştü. “Başını daalayımii “Hepsini al, şehrin doğusuna götür, üstüne gaz dökveyak,D« mu? Yak! Yak kahrolası şeyi!”
“Tamam.”
“Evet,” dedi Flagg sakince.
Ağzı kupkuru olan Lloyd titreyerek, neredeyse korkuyla iBk yerdeki yığını kaldırmaya uğraştı. Altı yapış yapıştı. Yığın, M arasında U şeklini aldı ve kayıp tekrar yere düştü. Lloyd panik içi» baktı ama Flagg hâlâ sakince dışarı bakıyordu. Lloyd cesedi tek» radı, sıkıca tuttu ve kapıya doğru sürüklemeye başladı.
“Lloyd?”
Lloyd durup baktı. Boğazından bir inilti yükseldi. Flagg hâlâ* kurmuş bir şekilde ama artık masanın otuz santim kadar boşlukta duruyor ve hâlâ sakince odanın karşısına bakıyordu. ^
“N... ne?’
•‘Sana Phoenix’te verdiğim anahtar hâlâ duruyor mu?”
“Evet.”
“El altında bulundur. Vakit yaklaştı.”
“Ta... tamam.”
Bekledi ama Flagg bir daha konuşmadı. Karanlıkta bir Hint fakiri pozisyonunda süzülüyor, hafifçe gülümseyerek dışarı bakıyordu.
Lloyd hayatına ve akıl sağlığına sahip olmaktan mutlu bir şekilde hızla ofisten çıktı.
Vegas’ta o gün sakin geçti. Lloyd saat iki sularında gaz kokarak geri döndü. Rüzgârın şiddeti artmaya başlamıştı. Saat beş olduğunda iyice sertleşmişti. Otel binaları arasında ıslık çalarak esiyordu. Temmuz ve ağustosta hiç sulanmadıkları için ölmeye başlamış olan palmiyelerin yaprakları, parçalanmış savaş bayrakları gibi savruluyordu. Tuhaf şekilli bulutlar, gökyüzünde birikmeye başlamıştı.
Whitney Horgan ve Ken DeMott, Cub Bar’da oturmuş yumurtalı sandviç yiyerek şişe bira içiyordu. Üç yaşlı kadın -herkes onlara Tuhaf Kardeşler diyordu- şehrin dışında tavuk besliyor ve yumurtalara kimse doyamıyordu. Dinny McCarthy, Whitney ve Ken’in arkasındaki boş barbut masalarından birinde oyuncak askerleriyle mutlu bir şekilde oynuyordu.
“Şu ufaklığa bak,” dedi Ken keyifli bir şekilde. “Biri ona bir saatliğine göz kulak olup olamayacağımı sordu. Bıraksalar bütün hafta bakarım. Keşke benim olsaydı. Karım bir kere hamile kalabildi ve erken doğum yaptı. Çocuk üçüncü gün öldü.” Lloyd içeri girince başını kaldırıp baktı.
“Hey, Dinny!” diye seslendi Lloyd.
“Yoyd! Yoyd!” diye bağırdı Dinny. Masanın kenarından aşağı atladı ve ona doğru koştu. Lloyd, onu kaldırıp havada döndürdü ve sonra sıkıca sarıldı.
“Lloyd’a öpücük yok mu?” diye sordu.
Dinny, onu şap şup öptü.
“Bak sana ne vereceğim,” dedi Lloyd ve göğüs cebinden bir avuç dershey’s Kisses çikolatası çıkardı.
Dinny’nin yüzü mutlulukla parladı ve çikolataları aldı. “Yoyd?”
“Neden gaz kokuyorsun/
Lloyd gülümsedi. “Çöpleri yakıyordum ufaklık. Hadi sç|^ devam et. Annen şimdi kim?”
“Angelina.” Angeyeena diye telaffuz etmişti. “Sonra Bonnie’yi seviyorum. Ama Angelina’yı da seviyorum.”
“Sakın ona, Lloyd’un sana çikolata verdiğini söyleme, lina Lloyd’u döver.”
Dinny söylemeyeceğine söz verdi ve Angelina’nın Lloyd’^j fikrine gülerek oyuncaklarının yanma gitti. Biraz sonra, ağzı çi| dolu bir halde ordusunu dizmeye devam ediyordu. Whita^ önlüğüyle geldi. Lloyd’a iki sandviç ve soğuk bir şişe Hamm’sgd “Sağ ol,” dedi Lloyd. “Nefis görünüyor.”
“Ev yapımı Suriye ekmeği,” dedi Whitney gururla.
Lloyd bir süre sessizce yedikten sonra sordu. “Onu gören ol Ken başını iki yana salladı. “Galiba yine gitti.”
Lloyd bunu bir süre düşündü. Dışarıda, çölde yalnız ve ka gibi uğuldayan rüzgâr her zamankinden şiddetli bir şekilde ( Dinny başım bir an huzursuzca kaldırdıktan sonra oyununa geri “Bence bu civarda bir yerde,” dedi Lloyd sonunda. “Sebebini rum ama bence öyle. Bir şeyin olmasını bekliyor ama ne olduğun Whitney alçak sesle sordu. hurda demir bakır plastik fiyatları “Sence kızdan istediğini öğrenel “Hayır,” dedi Lloyd, Dinny’yi izleyerek. “Sanmıyorum, H işler istediği gibi gitmedi. Kız... ya şanslı çıktı ya da beklemediğ le yaptı. Ve bu pek sık yaşanmaz.”
“Uzun vadede fark etmeyecek,” dedi Ken ama yine de end: nüyordu.
“Doğru.” Lloyd bir süre rüzgârı dinledi. “Belki Los Ang dönmüştür.” Ama hiç sanmıyordu ve düşünceleri yüzünden oh Whitney mutfağa gidip birer bira daha getirdi. Huzursuz d dalarak sessizce içtiler. Önce yargıç, şimdi de kız. İkisi de ölmü si de konuşmamıştı. İkisine de zarar verilmemesini istemişti a Mantle, Morris ve Ford’lu Yankee takımının dünya şampiyoMS maçını kaybetmesi gibi bu da onlar için inanılması zorvekorh Şiddetli riiznâr hiitiin popo dinmodi
63. BÖLÜM
Dinny 10 Eylül günü öğleden sonra otellerin ve kumarhanelerin yoğun olduğu bölgenin hemen kuzeyindeki küçük parkta oynuyordu. O haftaki “annesi” Angelina Hirschfield parktaki banklardan birine oturmuş, Las Vegas’a yaklaşık beş hafta önce, Angie’den on gün kadar sonra gelmiş olan genç bir kızla konuşuyordu.
Angie Hirschfield yirmi yedi yaşındaydı. Kız ondan on yaş küçüktü. Dar bir kot şortla minik bir bluz giymişti. Genç, diri vücuduyla çocuksu, somurtkan, biraz da aptal görünen yüzü, iğrenç denebilecek bir tezat oluşturuyordu. Sohbet monotondu ve sonu gelmeyecek gibiydi: rock yıldızları, seks, Indian Springs’teki silahlar üzerindeki Cosmoline koruyucuyu temizleme işinin sıkıcılığı; seks, pırlanta yüzüğü, seks, çok özlediği televizyon programları ve seks.
Angie, kızın gidip biriyle sevişmesini ve onu rahat bırakmasını diledi. Ve bu kızın geçici annelik sırası geldiğinde Dinny’nin en az otuz yaşında olmasını.
Tam o sırada Dinny başını kaldırdı, gülümsedi ve seslendi. “Tom! Hey, Tom!”
Saman sarısı saçlı, iri bir adam, sefertasını bacağına vurarak paytak paytak yürüyordu.
“Adam sarhoş galiba,” dedi kız, Angie’ye.
Angie gülümsedi. “Hayır, o Tom. O...”
Dinny yerinden fırlamış, bağırarak Tom’a doğru koşuyordu. “Tom! Bekle, Tom!”
bolu satılık daire Tom sırıtarak döndü. “Dinny! Hey... hey!”
Dinny, Tom’un kucağına atladı. Sefertasını bırakan Tom, onu yakalayıp havada döndürdü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder